Web Tasarım Ankara

        ANA RAHMİNDE ÖNGÖRÜLEN DÜNYA KOŞULLARI 

 

İnsan henüz ana rahminde bir bebek iken anne vücudunun bir organı gibidir. Göbek bağlantısı ile annenin beslenme, solunum ve boşaltım sistemine entegre bir vaziyette yaşar. Ancak, ana rahminde bebeğin ayakları, elleri, kulakları, solunum, sindirim ve boşaltım cihazları teşekkül etmeye başlar. Halbuki, ana rahminde bütün bunlara ihtiyacı yoktur. Çünkü, ana rahmi yürüyeceği, işiteceği, tutacağı, yiyip içeceği bir ortam değildir. Öyleyse orada hiçbir işe yaramayan bu organlar neden teşekkül ediyor?

 Şu andaki aklımız, bilgimiz, şuurumuz ile bir an ana rahmine geri dönsek… Orada yürüyemediğimiz halde ayaklarımızın, işitmediğimiz halde kulaklarımızın, konuşmadığımız halde ağzımızın ve dilimizin, görmediğimiz halde gözlerimizin takıldığını görsek ne düşünürüz? Bu organların kullanılabileceği bir hayat bulunduğunu ve oraya gönderileceğimizi anlamaz mıyız?

 Ana rahminde bebeğin yürüyeceği, işiteceği, göreceği, soluyacağı bir dünyaya doğacağı öngörülerek ona göre organlar verilmektedir. Bir et parçası olan ana rahmi, bu öngörüyü yapabilir mi? Mesela, bu bebek dünyada yaşayabilmesi için oksijene ihtiyaç duyacak, oksijen de dünya atmosferinde var. Havayı soluyarak bu oksijeni sağlaması gerekir. O halde, öyle bir organa sahip olması gerekir ki, her an ona hayat öpücüğü yapsın ve her an oksijen solusun…Aynı öngörü diğer tüm organlar için de geçerli…

 Sadece bu öngörüyü yapabilmek yetmiyor. Aynı zamanda  bebeği dünya koşullarında yaşayacak organlarla donatmak için gerekli bilgi, sanat, kudret gibi sıfatlara da sahip olmak gerekiyor. Çünkü, böylesine karmaşık ortam koşullarını bilmek ve o koşullarda işlevi olan bir cihaz tasarlayarak üretmek ancak bilgi ile, ilim ile, sanat ile kudret ile mümkündür. Bir et parçası olan ana rahmi, bu sıfat ve yeteneklere sahip olabilir mi?

 Ana rahmindeki bebeğe el, ayak, burun, göz kulak, solunum sistemi, sindirim sistemi gibi azalar verilmesi, bu azaların şehadeti ile bir dünya hayatı var ki, tüm bu azalar orada kullanılacaktır. İşte, o bebek, bu azalarındaki istidat lisanları ile ana rahmine sığmadığını, daha geniş bir aleme namzed olduğunu ilan eder. İşte, sahip olduğu bu istidatlarla ana rahmine sığmayan insan acaba bu dünyaya sığıyor mu? Arzu, emel, tasavvurat ve fikirleriyle insan dünyaya da sığmıyor. Çünkü insanda devamlı, baki bir hayat isteyen istidatlar, arzular, emeller, duygular var. Her insan kendi kendine sorsa, dünya hayatının hep eksik kalan bir yönü bulunduğunu, bir boşluk yaşadığını vicdanı ona söyleyecektir.

 O vermek istemeseydi istemek vermezdi…

 

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...