Web Tasarım Ankara

 

BİR YAŞ MAĞDURUNUN  DRAMI: TOPÇU YÜZBAŞI GÜRAY BALATEKİN

 

Muhtelif mecralarda ve Darbeci Kuşatma isimli kitapta yer aldı.

 

“Bugün kalbi kırılmış bir insan ile karşılaştım. Bir Y.A.Ş. zede idi benim gibi...Uzun boylu, esmer, yağız bir Anadolu delikanlısı...Gencecik siması gülmeyi unutmuş...Sana ne yaptılar diye sordum. Istırap dolu bir yarı gülümseme ile : “ne yapmadılar ki” diye karşılık verdi bakışları ile...Sonra bir bir anlattı, anlattı kendisine yapılanları...

 

Belli etmeden ağlıyordu. Ben de belli etmeden ağlamaya başladım. Bir süre böyle belli etmeden karşılıklı ağlaştık.

 

Onu çok iyi anlamıştım. Çünkü benim de kalbimi kırmıştı birileri bir süre önce. Tam kalbimdeki yara kabuk bağlarken karşılaştığım bu delikanlı, yeniden kanatmıştı içimdeki yarayı...

 

Çantasından çıkardığı bir tomar belgeyi uzattı. En üstteki belgeye şöyle bir göz attım;  benim kalbimi kıran belgenin bir benzeri idi : “Disiplinsizlik nedeni ile ilişiğinin kesilmesine karar verilmiştir.”

 

Sonra altındaki belgeleri inceledim tek tek; takdir, takdir, takdir... Tam yirmi bir adet takdir...Ve en altta da bir bayan resmi yapıştırılmış sağlık raporu...

 

Bu kim ? diye sormuş bulundum...Eşim dedi, fedakar eşim, çileli eşim...Üç yıl önce balkondan düşen evladının acısını yaşamış eşim;Güneydoğuda içinden PKK roketi geçen lojmandan çocukları ile sağ kurtulan ve gazi olan eşim...Ve şimdi de amansız bir hastalığın pençesinde hayat mücadelesi veren eşim...

 

Güneydoğuda yaralı PKK’lıları bile tedavi ediyorlardı diye mırıldandı. Bir süre sustu...Sabit bakışlar fırlattı rast gele...Kalbindeki kırık çehresine aksetmişti. Sonra, “ tüm kimliklerimizi ve sağlık karnesini de aldılar ilişiğimi keserken; eşimin tedavisi yarım kaldı...” diye mırıldanmaya devam etti.

 

“Bu haksızlık, bu yapılan doğru değil, hele eşime yapılan...” diye isyankar kükreyişleri bana neden geldiğini anlatır gibiydi : Hukuk arıyordu...Suçunun ne olduğunu bana soruyordu...

 

“Ben de işledim kanunlarda yazmayan, cezası gösterilmeyen ve hiçbir mahkemede görüşülmeyen o ağır suçu” diye karşılık verdim.

 

Ben vatanıma, milletime bağlıyım; devletime hizmetimi ve sadakatimi belgeleyebilirim...” dedi.

 

“Ben de” diye karşılık verdim.

 

Onu bu hukuksuzluğa katlanmayı öğretinceye kadar çok ama çok uğraştım.

 

“Olan bitenden eşimin haberi  yok” dedi. Ona izine ayrıldığını söylemiş...Hastanedeki tedavin tamamlandı demiş...O da inanmış...

 

Bir gün sabah güneş doğmamıştı. Telefonum çalıyordu acı bir haber vermek istercesine...Açtım ahizeyi acı bir haber duymaya kendimi hazırlayarak...Bir ses : ağabey dedi; Güray’ın eşi rahmetli oldu...

 

İçim kan ağlıyordu...Yedeğimizde cenaze arabası ile mi gelecektim ilk defa evine Güray kardeşim? Eşinin cenaze evrakını “cenaze sahibi” diye ben mi imzalayacaktım? Eşini taputa verirken çektiğin ıstırap; üstüne seccadeyi sererken duyduğun şefkat gitmiyor gözümün önünden... “Mukadderat böyleymiş ağabey”  deyişin...

 

Artık belli etmeden ağlayamıyordun... Ben de belli etmeden ağlayamamıştım. Karşılıklı  açık  açık ağlamaktan ikimizde kendimizi alamamıştık...Artık anlamıştım ki senin kalbinin daha bir kırık, yaranın daha bir derin olduğunu...

 

Biliyor muydu? Diye sordum. O da, başını sallamıştı “evet” anlamında.

 

Aradan günler geçmişti. Kapı çaldı. Açtığımda karşımda dağ gibi duruyordu Güray...Karşı karşıya olduğu gerçeğe daha bir alışmıştı. Karşılıklı hal hatır sorduk.

 

Söz döndü, dolaştı, eşine, Aliye hanıma geldi. Ağabey dedi : Eşim son günlerinde bir rüya gördü. Aksakallı bir zat-ı nurani ona: “-Kızım sen çok çile çektin, temizlendin, tertemiz oldun...” demiş.

 

Bilmem ki, aynı zat-ı nurani, ona bu çileyi çektirenlere rüyalarında görünse idi kim bilir neler diyecekti...”                                            

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...