Web Tasarım Ankara

 Yusuf Çağlayan

İnternet tabanlı teknoloji şirketlerinin küresel boyuta ulaşan tekel gücü ve bu güçle elde ettikleri “big data” yani küresel veri arşivi, son dönemde ulusal ve uluslar arası asayiş ve güvenlik bağlamında, farklı boyutlarda riskler doğuran ve bu sebeple sıkça tartışılan bir başlık haline gelmişti.

WhatsApp’ın gizlilik ilkesinde yaptığı değişiklik ile kullanıcılarına Facebook şirketine verilerini kaydetme ve kullanma izni vermelerini şart koşması üzerine, bu konu yeniden gündeme geldi.

Aslında kullandığımız mobil telefon ve diğer dijital tabanlı teknoloji araçlarındaki uygulamalar zaten kişisel verilere erişim şartını koşuyor. Bu erişim; söz konusu uygulamanın işleyişi açısından gerekli olmasının ötesinde; ne gibi amaçlarla kullandığı, kaydedilip kaydedilmediği ve kimlerle paylaşıldığı gibi istismara açık kapılar barındırıyor.

Nitekim bu konuda AB ve diğer pek çok ülke ve Türkiye de yasal düzenlemeler ile söz konusu şirketlerin veri tekelciliğine ve bireyden, topluma uzanan veri arşivleri ile ulusal ve uluslar arası güvenlik üzerinde yol açtıkları risklerle baş etmeye çalışıyor.

Meseleyi “Pentagon beni mi, benim dedikodularımı mı takip edecek?” şeklinde değerlendiren ve küçümseyenler de mevcut. Ancak o kadar basit değil… Çünkü bireysel veriler bir araya geldiğinde, bireysel olarak nasıl bir yapıya sahip olduğumuzun yanında, toplumsal olarak nasıl bir sosyolojiye sahip olduğumuzun tablosunu da sunuyor.

Öte yandan; bireysel verilerin yine aynı bireylere reklam olarak geri döndüğünü görüyoruz. Belki de, olayın en masum boyutu bu. Ancak, toplumsal değişim süreçlerinin bireylerdeki değişimlerden başladığını ve bu değişimin dinamiklerinin belirlenerek, toplumsal yapının bu veriler doğrultusunda kurgulandığını düşünürsek, söz konusu dijital teknolojilerin bireylerden veri toplamak kadar, belirttiğimiz amaç doğrultusunda bireylere kültürel, psikolojik, siyasi vb. toplumsal yapıya yansıyacak zihinsel veriler de aktardığı hesaba katılmalıdır.

Önceki yıllarda sosyolojik araştırmalar belli örneklemler üzerinden genellenirken, dijital sistemler her bireye erişebilen ve bireylerin sürekli veri akıttıkları bir araştırma ve istatistik zemini sunuyor. Her birimizin yazışmaları, paylaşımları, görselleri, ses kayıtları; yapay zekâ teknolojisi ile kaydediliyor ve işleniyor. Bu veri arşivlerinin reklam verenlerin yanı sıra siyaset ve istihbarat açısından da son derece işlevsel olduğu tartışmasız… Nitekim Cambridge Analytica olayı bu bağlamda çarpıcı bir örnek olarak hala tartışılıyor.  

Hali hazırda durum böyle iken WhatsApp’ın yeni prosedürü neden kitlesel bir tepki ve tartışma ile karşılaştı diye sorabilirsiniz. Bunun cevabını Whatsapp’ın 2 milyarı aşkın – yani dünyanın yaklaşık dörtte biri kadar – kullanıcıya sahip olmasında arayabiliriz. Bu denli geniş bir kitleye erişim; kitlenin büyüklüğü oranında sosyolojik bir manipülasyon gücünü de beraberinde getiriyor.

Bu manipülasyon riskini, sosyolojik savaş kavramı bağlamında ele alabiliriz.

“Sosyolojik Savaş”ın Farkında Mıyız?

29 Ağustos 2017 tarihinde ABD Kara Harp Akademisi öğretim üyesi Prof. Dr. Antulio Echevarria tarafından, Pennsylvania’da “Savaşın Teorileri ve General Von Clausewitz” isimli bir konferans verildi. Konferansta Prof. Echevarria, geçmişten günümüze savaşın değişen yüzünü analiz etti. Bu analizinde, savaşın dinamik, akışkan ve bileşik olan tabiatını tanımlamak için, İngilizcesi Trinity olan, Türkçeye “Üçlü Sacayağı” olarak çevirebileceğimiz Clausewitz’in geliştirip kullandığı bir modeli esas aldı.

Prof. Echevarria, Clausewitz’in geliştirdiği bu modele göre, günümüzdeki savaşın yeni yüzünün, şu üç soruya verilecek cevaplarla anlaşılabileceğini ifade etti: Muhasım sivil toplumun tabiatı, yani sosyolojik yapısı nedir?

Muhasım askeri gücün sivil toplum ile ilişkisi ve toplumsal temelleri nedir?

Muhasım askeri gücün siyasi yapı (hükümet) ile ilişkisi ve siyasi temelleri nedir?

Günümüz savaşlarının tabiatı, ortak noktası toplum olan bu üç boyutun bileşenidir.(1)

Askeri yapı da, hükümet de neticede toplumun yansıması, kurumlaşmış biçimidir. Dolayısıyla da, günümüz savaşları toplum yapısı merkeze alınarak tanımlanabilecektir.

Mevcut Amerikan veya Batılı modellerde, savaş hakkındaki teoriler, strateji teorileri ve askeri teorilerde, savaşın sosyolojik boyutu hep belirsiz kalır. Hâlbuki savaşların esas bileşeni sosyolojik yapıdır. Dolayısıyla bütün savaşların ana bileşeni olarak, sivil toplumun tabiatı karşımıza çıkmaktadır ki, hedefi sosyolojik alan hâkimiyeti olan bir savaşın kavramsal karşılığı “Sosyolojik Savaş” olabilir.

Bilimsel disiplinler, sadece olana dair gerçek bilgileri araştırmakla yetinmeyip, her disiplin kendi alanındaki olana ve gerçekleşene dair yasaları tespit ederek, bu yasaları hayata ve geleceğe uygular. Toplum bilimlerinin konusunu da sadece geçmiş, olmuş bitmiş sosyal olaylarla sınırlandırmak doğru değildir.

Sosyoloji, toplumsal bir olayın hal ve geçmişteki oluşum süreçlerini inceleyerek, geleceği biçimlendiren, müdahale etme imkânlarını da araştıran ve uygulayan bir bilim dalıdır. Her bilim disiplini gibi, sosyoloji biliminin de saha ile ilgisi vardır. Bu ilgi sadece olanı anlama ve açıklama ile sınırlı değildir. Sosyoloji disiplini, aynı zamanda geleceğe dönük olarak saha ile buluşan bir bilim disiplinidir.

Batılı devletler sosyoloji disiplinini, toplumsal olayları sadece açıklayan bir bilim olarak değil, kurgulayan ve inşa eden bir bilim dalı olarak kabul etmişler ve uygulamışlardır.

İnsan faktörünün zihni yapısındaki değişimlerle orantılı olarak davranışlarının değiştiği ve bunun da toplumsal yapıya aksettiği bir vakıadır. Antropoloji, ‘strüktürel fonksiyonalizm’ başlığı altında kuramsal modeller üretmiş, bu teori Malinowski ve Parsons gibi antropolog ve sosyologların eserleri yoluyla, akademik olarak güçlü bir nüfuza sahip olup, aynı zamanda Batılı olmayan toplumların politik değişimi için, yeni kuramsal metodolojiler sunmuştur. Strüktürel fonksiyonalizm, her bir toplumun, tarih ve geleneklerine uygun olarak kurulmuş yapıları barındırdığına işaret ediyordu. Bu yapılar, politik, ekonomik ve sosyal fonksiyonları yerine getirmektedir. Herhangi bir toplumu değişikliğe uğratmak için, onun yapıları değiştirilmeli; ta ki, fonksiyonları otomatik olarak değişsin.(2)

Tıpkı bireylerde olduğu gibi, toplumsal boyutta da kendini gösteren insanın iyi ve kötü eğilimleri, toplumları da iyi veya kötü bir özne haline getirir. İşte, toplumların bu iki yönlü doğası, sosyolojik kurgular için ana zemini oluşturur. Belki geleceğin tüm detaylarıyla öngörülmesi ve kurgulanması mümkün olmayabilir. Ancak, geçmişe ve hale bakılarak gidişatın doğrultusu ve bunu değiştirme imkânları pekâlâ kestirilebilir.

Sosyolojik Savaşın Bileşenleri

Toplumların dayanışma dinamiklerini ve bu dayanışmadan beslenen kurumlarını hedef alan savaş türleri, klasik sıcak savaş, soğuk savaş, psikolojik savaş, asimetrik savaş, ekonomik ve politik savaş, iç savaş, gayri nizami harp, hibrit ve siber savaş, vekâlet savaşları, terörizm ve daha da çoğaltacağımız bütün savaş türleri, son dönemde ise öne çıkan dijital savaş, sosyolojik savaşın birer bileşeni olarak değerlendirilmelidir.

Çünkü savaşın her türünün nihai hedefi sosyal güçtür. Gerçekte bütün bu savaş türlerinin tek hedefi vardır: Rakip gücün azim ve iradesini kırmak, kendi iradesini kabul ettirmek; dayanışmasını ve dolayısıyla da sosyolojik bütünlüğünü ortadan kaldırmak ya da kendi amaçları açısından fonksiyonel özelliklerle sınırlı sosyolojik bir yapıya dönüştürerek kontrol altına almaktır. Bu tür sosyolojik hedefler, savaşın bütün türlerinin sosyolojik odaklı bir boyuta evrilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Sosyolojik savaş, “sosyal bilimcilerin zihniyeti ile”(3) kurgulanıp yürütülen, sosyolojik kodlara odaklı bir savaş türüdür. Hedeflenen sonuçlara uygun psikoloji ve sosyoloji oluşturma faaliyetidir. Sosyoloji kuramlarının savaş fenomenine uygulanarak, hedef toplumun işleyişine; bütünleşme ve dayanışma dinamiklerine yöneltilen sosyolojik etki odaklı müdahaleleri ifade eden bir kavramdır.

Batı savaş algısında, klasik savaş yapıları da sosyolojik savaş stratejisinin taktik bir bileşenidir. Çünkü sıcak savaşlar da, sosyolojik süreci etkiler. Klasik savaşlar da sosyal bir olay olup, sosyolojik savaşın, sıcak savaş formuna dönüşmüş halidir. Daha geniş bir sosyal olay sürecinin bir parçasıdır. Artık klasik savaşları da sosyolojik savaşlardan ayrı tutmanın imkânı kalmamıştır.

Bütün savaş türlerinin odaklandığı etki, hasım üzerinde hâkimiyet kurmaktır. Sosyolojik savaş, esasta bir kavramlar savaşıdır. Toplumların dayanışmasındaki temel kavramların ortadan kaldırılması ve içinin boşaltılarak, ayrıştırıcı kavramların yaygınlaştırılması ile yürütülen bir savaştır. Ancak sosyolojik etki odaklı bir savaşta, hâkimiyet kavramı ve dolayısıyla da alan hâkimiyeti kavramı farklı bir anlam kazanmıştır. Artık toplumlar üzerinde, sadece asker ve silahlarla değil; bilgi, teknoloji, kitle iletişim araçları ile ve toprakları değil; beyinleri, zihinleri, kalpleri ve duyguları işgal edilerek; bilinçleri sömürgeleştirilerek hâkimiyet kurulmaktadır. Sosyolojik savaşın ana hedefi insan unsurudur. Geçmişte toprak üzerinde hükümranlık kurmayı önceleyen savaşlar, günümüzde giderek insan üzerinde hükümranlık kurmayı öncelemeye; dolayısıyla da sosyolojik alan hâkimiyeti kurmaya başlamıştır. Bu da savaşların doğasını, sosyolojik etki odaklı operasyonlara öncelik verecek şekilde değiştirmiştir.

Dijital Sosyolojik Savaş

Sanayileşmiş Batılı devletlerin sistematik ve kurumlaşmış bir sosyolojik savaş stratejisi mevcuttur. Hasım devletlere gerçekleştirilen sosyolojik saldırılarda, “siyasi, ekonomik, toplumsal [kültürel] ve askeri ağların birlikte kullanımı vardır.”(4) Bu sebeple İngiliz donanması daima üç farklı gruptan oluşmuştur: Muharip sınıflar (savaşçılar), deniz ve kara bilimciler (arkeologlar dâhil) ve toplum bilimciler…(5) Günümüzde ise bu ağların başında dijital ağlar yer almakta ve sözü geçen grup ve sınıflara elektronik ve dijital bilimcilerin de eklendiği görülmektedir.

Batı savaş literatüründe, sosyolojik savaş kavramı, diğer bütün savaş türlerini kendi bileşeni haline getirmiş ve açık ve örtülü bir şekilde örgütlenmelerle giderek kurumlaşmıştır. İleri Batı toplumları, 1890 küreselleşmesi ile sonuçlanan modern sosyolojik savaş aşamasını geçmiş ve artık günümüzde postmodern ve dijital sosyolojik savaş aşamasına ulaşmışlardır.

Klasik savaşlarda düşman kuvvetlerin iletişimini kesmek, böylece düşman kuvvet unsurlarını irtibatsız, koordinesiz kılarak, örgütlü davranışını bozmak için, elektronik harp hayati öneme sahip bulunmaktadır.

Ancak dijital harp, sadece askeri alanla sınırlı değildir. Sosyolojik etki odaklı bütün operasyonlarda, hedef kitlenin bireysel ve toplumsal davranış modellerinin altyapısını oluşturan sosyo-kültürel yapı analizleri, sosyolojik savaş karargâhlarının temel faaliyetleri arasındadır. Stratejik ve taktik planlar bu analizler temel alınarak geliştirilecektir. Bu sebeple, sosyo-kültürel yapı analizleri, dolayısıyla, bu analizlere esas verilerin doğru ve ayrıntılı bir şekilde toplanması sosyolojik savaşın başarısında belirleyici öneme sahiptir.

Sosyolojik Savaş ve Dijital İstihbarat

“Bir insan için beş duyu neyse, bir örgüt veya kurum için de istihbarat odur.” (6) İstihbaratsız savaş, hedefi görmeden ateş etmektir. Sıradan bir faaliyet alanında dahi, uygulamaya konulacak rasyonel kararların alınması, konu ile doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı bütün verilerin gözetilmesini gerektirir. Verilerin sınırlı ve yetersiz olması, bu verilere göre alınacak kararların isabetini de sınırlayacaktır. Sınırlı verilerle algılanan durum ve bu durumdan çıkarılacak vazifeler realite ile tutarlı olmayacaktır.

Yüz yılı aşkın bir geçmişten bu yana savaşların sosyolojik karakteri ağır basmaya başladı. Dolayısıyla da, savaşların bu değişen yüzüne göre sosyolojik istihbarat önem kazandı. Toplumların yeniden yapılandırılması gibi bir amaç, ilgili sosyolojik verilerin toplanmasını ve toplanan bu veriler ışığında stratejik ve taktik çerçevelerin oluşturulmasını gerekli kıldı.

Kendi sosyolojik yapısı ve rakip sosyolojik yapılar hakkında gerekli bilgilere sahip olanlardır ki, hangi dinamikleri devreye sokup, hangi dinamikleri zayıflatarak kendisinin ve karşısındakinin gücünü etkileyeceğini bilir. Bu sebeple günümüzde askeri, ekonomik ve teknolojik odaklı tüm istihbarat türleri, sosyolojik istihbaratın alt bileşenlerine dönüşmüştür.

Küresel güç odaklarının istihbarat itibariyle ayırt edici özelliği, hedef toplumları, o toplumların yöneticilerinden bile daha iyi bilecek kadar sosyolojik istihbarata ağırlık vermeleridir.

Sosyolojik savaşta en önemli silah, sosyolojik bilgidir.

İstihbarat, genel olarak veri toplama, değerlendirme ve kullanma süreçlerinden oluşur.  Sosyolojik savaşın başarısı, sosyolojik verilerin toplanması, değerlendirilmesi ve kullanılmasındaki başarı ile ölçülür.

İstihbarat konularının isabetle seçilmesi, fiili durumu oluşturan sosyolojik olayların belirlenmesi, hedeflenen süreçlerin tasarlanması gibi bir dizi faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, istihbarat alanı ile yakından ilişkilidir. Çünkü mevcut yapı veri kabul edilerek hedeflenen yapıya ulaşılacaktır.

Sosyolojik istihbarat, sosyolojik savaşın stratejik ve taktik alanlarının belirlenmesi, bu alanlarda yapılacak sosyolojik operasyonların zamanlaması ve eşzamanlaması, cinsi, dozajı ve araçları hakkındaki gerekli tüm verilerin toplanması için yapılan temel bir faaliyettir.

Her plan bir duruma göre yapılır. Durum değişince plan güncellenmelidir. Sosyolojik durum muhakemesi yapılabilmesi için, fiili veya potansiyel sosyolojik tehditlerin belirlenmesi zorunludur. Sosyolojik istihbarat faaliyetleri ile toplum analizi yapacak sosyolojik harekât merkezleri en fonksiyonel ve güncel verilerle beslenmelidir.

Sosyolojik istihbarat, genel ve ara amaçlara uygun olarak yapılmalıdır. Çünkü sosyolojik durum muhakemesi yapmaya elverişli veriler toplandıktan sonra, bu durumdan hedeflenen duruma göre vazifeler çıkarılacaktır. Bu sebeple, sosyolojik istihbarat çalışmalarında en önemli husus, iç veya dış kamuoyuna dönük olarak gerçekleştirilecek sosyolojik operasyonlara temel oluşturacak sosyolojik bilgilerin en ince ayrıntısına kadar doğru ve amaca uygun bir şekilde toplanmasıdır.

Sosyolojik Savaşın Yeni Bileşeni: Dijital Ağlar

Kısaca özetleyecek olursak; sosyolojik savaşın üç temel faaliyeti vardır: Sosyolojik istihbarat, sosyolojik müdahale planlaması ve sosyolojik harekât.

Sosyolojik müdahale planlarının yapılması ve sosyolojik harekâtın başarısı, sosyolojik istihbaratın yerinde, zamanında ve noksansız olarak yapılmış olmasına ve sürekli güncellenmesine bağlıdır. Durum ve vazife uygunluğu sosyolojik istihbaratın güncel tutulması ile mümkün olacaktır. Dolayısıyla, sosyolojik müdahale planları da, o oranda hareketli ve değişken planlar olacaktır.

Küresel stratejik oyuncular, hedef aldıkları bir bölgedeki bütün toplumların gerek tek tek iç dayanışması ve gerekse aralarındaki bölgesel dayanışma dinamikleri açısından çok titiz sosyolojik istihbarat yaparlar. Toplanan veriler doğrultusunda, aşamalı sosyolojik operasyonlar gerçekleştirirler.

Sosyolojik operasyonlar, hedef toplumların kültürlerine dair güvenilir bilgilerin elde edilmesini zorunlu kılmaktadır. İşte, geçmişte misyonerlik ve oryantalizm bu bağlamda Batılı sömürgeci güçlere en doğru ve güncel sosyolojik istihbaratı sağlamıştır.

Toplumun yapısı, organizasyonu, işleyişi, değişimi, toplumsal grupları bir arada tutan veya ayırt eden dinamik veya potansiyel olguların neler olduğu, toplumsal yaşamı değiştiren ve dönüştüren koşullar, bireyler arası ilişki ve etkileşimlerin yapısı ve işleyişi ile ilgili bütün verileri toplamak, sosyolojik istihbaratın ana faaliyetleridir.

Sosyolojik operasyonun yürütüldüğü coğrafi alandaki toplum, hangi kimlik algısı ile bütünleşmiş bir sosyal yapı kazanmıştır?

Bu toplumda dışlama, ayrıştırma ve çatışma kültürü nasıl geliştirilebilir?

Toplumdaki alt kimliklerin dayanışma bağlamı nedir?

O toplumda üst kimlik algısını ve dayanışma bağlamını bozarak, bireylerin kimlik algılarının farklılaştırılmasına elverişli ne gibi alt kimlik unsurları vardır?

Bu alt kimlik algıları, nasıl üst kimlik algısına baskın hale getirilerek, o toplumda kimlik çatışmasını ve ayrışmayı sağlayıcı fonksiyonellikte dışlayıcı alt kimlik algıları oluşturulabilir?

Yeni ulusal, etnik ve dini kimlikler nasıl inşa edilebilir?

Ve bir dizi benzeri sorular, sosyolojik savaş karargâhlarının istihbarat faaliyet alanları olup, Doğu halklarının kültür ve inançlarını inceleyerek Batılılara politika seçenekleri üretmede katkıda bulunan oryantalist araştırmacılar, bu istihbarat faaliyetleri ile Türk ve İslam dünyasının yeniden yapılandırılmasında başrolü oynamışlardır.

Günümüzde ise dijital teknolojide ulaşılan seviye, bu teknoloji ürünleri olan interneti, akıllı telefonları, bilgisayarları ve uyduları, birer dijital casus olarak kullanılacak özelliklere kavuşturmuştur. Dijital tabanlı teknolojiler, günümüzde eski oryantalist misyonerlerin yerini almış bulunmaktadır. Çünkü günümüzde, küresel devlet ve şirket güçlerinin tekeli altında bulunan dijital iletişim platformları, sınır tanımayan, son derece geçirgen özellikleri ile istihbaratın en fonksiyonel araçları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’nin bu internet tabanlı teknolojilerin küresel tekelleşme sürecine ve muhtemel risklerine karşı başlattığı mücadele önemlidir. Gerek dijital faşizm tanımlaması, gerekse siber vatan vurgusu ile yasal zeminde hayata geçirilen sosyal medya yasası bu bağlamda sosyolojik güvenlik farkındalığının birer tezahürüdür. Ancak, dijital ağlar, küresel güçlerin tekelinde olduğu müddetçe, bu türden önlemler, bireysel, toplumsal ve ulusal güvenliği sağlamaktan oldukça uzak kalacaktır. İçinde bulunduğumuz koşullar, dijital tabanlı teknolojilerde yerli ve milli atılımlar yapmanın artık kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.  

 

KAYNAKLAR:

(*) Çağlayan Yusuf, Sosyolojik Savaş, Jeokültür, Jeopolitik, Jeogüvenlik. 3. Baskı. TİMAŞ Yay. İst.-Ocak 2019, s. 27-32;53; 111-117.

1 https://www.youtube.com/watch?v=_cxsLGbvAgM

2 Hüseyin, Asaf, Batı’nın İslam’la Kavgası, Türkçesi: Mesut Karaşahan, Pınar Yay., 2. Basım, İstanbul: 2006, s. 98-99.

3 Toptaş, Ergüder, 21. Yüzyılda Savaş, Kripto Kitaplar, 1. Baskı, Ankara: 2009,  s. 218.

4 Hammes, Thomas X. The Sling and the Stone: On War in the 21st Century, Zenith Pres, Osceola: 2004, s. 207-223; akt. Toptaş, 2009, s. 100.

5 Yıldız, Dursun ve YAŞAR, Doğan (Prof.Dr.), Doğu Akdeniz’de Küresel Satranç, Truva yayınları, 1. Baskı, İstanbul:

2012, s.212

6 Toptaş, Ergüder, 21. Yüzyılda Savaş, Kripto Kitaplar, 1. Baskı, Ankara: 2009,  s. 316

 

 

 

 

 

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...